English      Ana sayfa > Çeviri > FLK-YÖRÜNGE
[ Oturum açma sayfası ]     Kullanıcı :   Parola :

  FLK-YÖRÜNGE


Yanıt Yaz    Sayfa  12>
Yazar
Mesaj
  Konu Arama Konu Arama  Konu Seçenekleri Konu Seçenekleri
iskit_iskicap
Simge
Gönderilenler : 321
Üyelik : 22 Mayıs 2008
Aktif Durum : Aktif Değil
  Alıntı iskit_iskicap Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Konu: FLK-YÖRÜNGE
    Gönderim Zamanı: 31 Mart 2009 Saat 17:03
Enbiya 33

ve huve ellezî    halaka   el leyle  ve en nehâre  ve eş şemse   ve el qamere.
ve odur kio    yarattı   o geceyi   ve o gündüzü    ve o güneşi    ve o ay'ı.
   
وَهُوَ الَّذِي خَلَقَ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ ۖ كُلٌّ فِي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ

kullun fî     felekin,  yesbehûne
herbiri içinde yörünge, yüzüyorlar/yüzerler.

- --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --

Yasin 39    

ve el kamere kaddernâ-hu menâzile, hattâ  âde  ke       
ve o aya takdir ettik ona menziller, oluncaya kadar  döndü  gibi

وَالْقَمَرَ قَدَّرْنَاهُ مَنَازِلَ حَتَّىٰ عَادَ كَالْعُرْجُونِ الْقَدِيمِ

el urcûni ,     el Qadîmi
hurma salkımının dalı, Eski (kurumuş)

- --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --

Yasin 40
 
lâ eş şemsu yenbegî lehâ                          , en tudrike  el kamere
olamaz o güneş  gerekir/mümkünOlur ona, erişmek/yetişmek o ay

لَا الشَّمْسُ يَنْبَغِي لَهَا أَنْ تُدْرِكَ الْقَمَرَ وَلَا اللَّيْلُ سَابِقُ النَّهَارِ ۚ وَكُلٌّ فِي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ

ve lâ el leylu sâbikun    en nehâri , ve kullun fi felekin    yesbehûne
olamaz o gece öneGeçen gündüz, ve hepsi yörünge de  yüzerler. 

- --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --

Zariyat 7

ve es semâi
ve o nitelemedikleriniz    

وَالسَّمَاءِ ذَاتِ الْحُبُكِ
   
zâti el hubuki   
sahip o sağlam/ kıvrımlı (spiralimsi)/ iç içe dairesel (sarmal)/ yörüngesel,kıvrılarak ilerleyen, yollar.

- --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --

Hud 32    

kâlû yâ nûhu  kad,    câdelte-nâ   
dediR ey nuh olmuştu, bizimle çekiştin/mücâdele ettin

fe ekserte                               ,   cidâle-nâ   
öyleki çok oldun/çok ileri gittin,  bizimle çekişmede/ mücâdelede

قَالُوا يَا نُوحُ قَدْ جَادَلْتَنَا فَأَكْثَرْتَ جِدَالَنَا فَأْتِنَا بِمَا تَعِدُنَا إِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ     


fe'ti-nâ  bi-mâ                 , teidu-nâ,     in kunte, min es sâdikîne
artık bize getir şeyleri/ile, bize vaadettiğin, eğer isen, samimilerden

- --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --

Hud 36

ve ûhiye ilâ nûhın  enne-hu     len yu'mine               , min kavmi-ke illâ men kad âmene
ve vahyedildi Nuh'a çünkü o/ona/olduğu inanmıyorlar, senin kavminden ancak kimse olmuştu güvenen
 
fe lâ tebteis,  bi-mâ kânû yef'alûne
üzülme/yeise kapılma,  şeyler sebebiyle yapıyorlar


Hud 37

vasnaği el fülke   ,         bi a'yuni-nâ  ve vahyi-nâ
ve inşa et, o yörüngeyi, bizim gözetimimiz ile ve vahyimizle


وَاصْنَعِ الْفُلْكَ بِأَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا وَلَا تُخَاطِبْنِي فِي الَّذِينَ ظَلَمُوا ۚ إِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ

ve lâ tuhâtıb-nî,     fî ellezîne     zalemû       ,         inne-hum     mugrekûne   
ve hitap etme bana, o kimseler de  karartanlar,  çünkü onlar boğulacaklar

 
Hud 38

ve yasneu el fulke     ve kullemâ  merre   aleyhi  meleün,  min kavmi-hi
ve yapıyor o yörüngeyi ve herdefa uğradı ona  İleriGelenler(Egemenler), kendi kavminden

وَيَصْنَعُ الْفُلْكَ وَكُلَّمَا مَرَّ عَلَيْهِ مَلَأٌ مِنْ قَوْمِهِ سَخِرُوا مِنْهُ ۚ قَالَ إِنْ تَسْخَرُوا مِنَّا فَإِنَّا نَسْخَرُ مِنْكُمْ كَمَا تَسْخَرُونَ

sehırû    min-hu      kâle in     tesharû      ,  min-nâ     fe in-nâ nesharu  min-kum, kemâ    tesharûne
alayEttiler onunla de eğer alay ediyorsunuz, bizimle o zaman biz alay edeceğiz sizinle,gibi alay ediyorsunuz

- --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --

Hud 40

hattâ izâ câe emru-nâ  ve fâret tennûru  kulnâ    ,  ıhmil    fî-hâ
Geldiğine dek işimiz ve ve kaynayınca tennur dedik, bindir/yükle, onun içine/ona

min kullin zevceyn isneyni    ,          ve ehle-ke, illa   ,    men sebeka,  aleyhi el kavlu
hepsinden, iki unsurdan oluşan,   ve aileni/ehlini ancak,kimse geçti, onların üzerlerine/hakkında  söz

حَتَّىٰ إِذَا جَاءَ أَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُ قُلْنَا احْمِلْ فِيهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَأَهْلَكَ إِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ وَمَنْ آمَنَ ۚ وَمَا آمَنَ مَعَهُ إِلَّا قَلِيلٌ


ve men    âmene     ve mâ âmene , mea-hü illa  kalîlun 
ve kimse güvendi ve güvenmedi ,  onunla beraber ancak azıcık. 

Hud 41
   
ve kâle irkebû fî-hâ bi ismi allâhi      ,   mecrâ-hâ     ve mursâ-hâ
ve dedi binin onun içine Allah'ın adıyla, onun gidişi/akışı ve onun demir atması (durması)

وَقَالَ ارْكَبُوا فِيهَا بِسْمِ اللَّهِ مَجْرَاهَا وَمُرْسَاهَا ۚ إِنَّ رَبِّي لَغَفُورٌ رَحِيمٌ

inne  rabbî  , le gafûrun rahîmun   
gerçekten Rabbim, mağfiret edendir rahîmdir

Hud 42
   
ve hiye    tecrî   , bi-him fî mevcin ke el cibâli  ,  ve nâdâ nûhun    ibne-hu ve kâne, fi  ma'zilin
ve o (gemi) akar,  onlarla dalgalar içinde,gibi o dağlar, ve seslendi Nuh oğluna oldu,ayrı yer'de

وَهِيَ تَجْرِي بِهِمْ فِي مَوْجٍ كَالْجِبَالِ وَنَادَىٰ نُوحٌ ابْنَهُ وَكَانَ فِي مَعْزِلٍ يَا بُنَيَّ ارْكَبْ مَعَنَا وَلَا تَكُنْ مَعَ الْكَافِرِينَ

yâ buneyye irkeb mea-nâ, ve lâ tekun mea el kâfirîne
ey oğlum bin bizimle beraber, ve olma beraber o örtenR.

Hud 43

Qâle se-âvî  ilâ cebelin ya'sımu-nî ,     min el mâi. Qâle    lâ âsıme, el yevme.
Dedi sığınacağım birDağ A Kadar korur-beni ,o su dan. Dedi engel olan(engel olucu)/koruyan (koruyucu)yok,  bu gün.

قَالَ سَآوِي إِلَىٰ جَبَلٍ يَعْصِمُنِي مِنَ الْمَاءِ ۚ قَالَ لَا عَاصِمَ الْيَوْمَ مِنْ أَمْرِ اللَّهِ إِلَّا مَنْ رَحِمَ ۚ وَحَالَ بَيْنَهُمَا الْمَوْجُ فَكَانَ مِنَ الْمُغْرَقِينَ


min emri allâhi    illâ men rahime.                
Allah'ın emrinden ancak/başka rahmet ettiği kimse(ler).

Ve hâle beyne-humâ el mevcu.  fe kâne min el mugrakîne
Ve ikisinin arasına girdi o dalga(lar). böylece oldu o boğulanlardan

Hud 44

ve kîle yâ ardu  ıbleî  mâe-ki     ,        ve   yâ semâu      akliî   
ve denildi ey arz yut suyunu-senin ve ey sema tut/yağmuru kes/vazgeç

وَقِيلَ يَا أَرْضُ ابْلَعِي مَاءَكِ وَيَا سَمَاءُ أَقْلِعِي وَغِيضَ الْمَاءُ وَقُضِيَ الْأَمْرُ وَاسْتَوَتْ عَلَى الْجُودِيِّ ۖ وَقِيلَ بُعْدًا لِلْقَوْمِ الظَّالِمِينَ

ve gîda el mâu  ve kudıye el emru ,        ve istevet  alâ el cûdiyyi
ve çekildi o su  ve yerine getirildi o iş, ve  yerleşti/durdu üzre o cüdi(me)
   
ve kîle bu'den lil kavmi, ez zâlimîne    
ve denildi uzakOlsunlar kavme,o karartanlar

Hud 45

ve nâdâ    nûhun rabbe-hu    , fe kâle  rabbi,  inne ibnî
ve seslendi nuh  Rabbine      , öylece dedi Rabbim, aslında oğlum

وَنَادَىٰ نُوحٌ رَبَّهُ فَقَالَ رَبِّ إِنَّ ابْنِي مِنْ أَهْلِي وَإِنَّ وَعْدَكَ الْحَقُّ وَأَنْتَ أَحْكَمُ الْحَاكِمِينَ


min ehlî     ve inne vaadin senin  el hakku.  ve ente ahkem  el hâkimîne
ailemden ve gerçekte  va'de-ke o gerçektir.ve sen Eniyihüküm veren o hüküm verenler(in)

Hud 46
   
kâle    yâ nûhu   inne-hu leyse min ehli-ke       , inne-hu    amelun,  gayru salihin.  
dedi ey Nuh   aslında o değildir senin ehlin den, ki o amel işleyendir,salih olmayan/salih değil.

قَالَ يَا نُوحُ إِنَّهُ لَيْسَ مِنْ أَهْلِكَ ۖ إِنَّهُ عَمَلٌ غَيْرُ صَالِحٍ ۖ فَلَا تَسْأَلْنِ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ ۖ إِنِّي أَعِظُكَ أَنْ تَكُونَ مِنَ الْجَاهِلِينَ

fe lâ tes'el-ni,  mâ          , leyse    leke bi-hi    , ilmun  
artık isteme benden, şeyi, değil/olmayan senin onun hakkında, bilmin''gin

in-nî eizu-ke,                           ,en tekûne  min el câhilîne     
Kuşk.ki ben sana öğütlüyorum,olmayasın cahillerden

- --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --

Hud 47

kâle rabbi   innî eûzu bi-ke       ,   en es'ele-ke    ,mâ leyse               ,  lî ,bi-hi   
dedi Rabbim ben sana sığınırım, senden istemekten, olmayan şey    , benim onu/onun hakkında   

قَالَ رَبِّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ أَنْ أَسْأَلَكَ مَا لَيْسَ لِي بِهِ عِلْمٌ ۖ وَإِلَّا تَغْفِرْ لِي وَتَرْحَمْنِي أَكُنْ مِنَ الْخَاسِرِينَ



ilmun ve illâ                              ,  tagfir-lî  ve terham-nî , ekun min el hâsirîne
birBilgi ve ancak/olmazsa, mağfiret et beni  ve rahmetEt-bana, olurum o hüsrana uğrayanlardan.

Hud 48

kîle yâ nûhu ıhbıt,  bi selâmin  min-nâ,   ve berekâtin, aleyke
denildi ey Nuh in, selâmetle bizden ,  ve bereketlerle, senin üzerine/sana

ve alâ umemin min men,            meâ-ke    ve umemun  se numettiu-hum 
ve üzre ümmetler kimselerden,seninle beraber ve ümmetler  onları metalandıracağız/faydalandıracağız.

قِيلَ يَا نُوحُ اهْبِطْ بِسَلَامٍ مِنَّا وَبَرَكَاتٍ عَلَيْكَ وَعَلَىٰ أُمَمٍ مِمَّنْ مَعَكَ ۚ وَأُمَمٌ سَنُمَتِّعُهُمْ ثُمَّ يَمَسُّهُمْ مِنَّا عَذَابٌ أَلِيمٌ

summe yemessu-hum  min-nâ azâbun elîmun
sonra dokunacak onlara  bizden elîm/acı azap

Hud 49

tilke min enbâi el gaybi       ,         nûhî-hâ ileyke  
bunlar  haberlerden  o orada olmayanlar, vahyediyoruz onu sana

تِلْكَ مِنْ أَنْبَاءِ الْغَيْبِ نُوحِيهَا إِلَيْكَ ۖ مَا كُنْتَ تَعْلَمُهَا أَنْتَ وَلَا قَوْمُكَ مِنْ قَبْلِ هَٰذَا ۖ فَاصْبِرْ ۖ إِنَّ الْعَاقِبَةَ لِلْمُتَّقِينَ

mâ kunte , ta'lemu-hâ     ,    ente    ve lâ  kavmu-ke  min kabli,hâzâ, fe isbır inne el âkıbete    li el muttekîne
sen değildin ,biliyor onu ,  sen ve değil senin kavmin önce den, bunu,artık sabret çünkü sonuç, o sakınanlar için.

Hud 50

ve ilâ    âdin ,  ehâ-hum     hûden.    Qâle    yâ kavmi  i'budu allâhe
ve, ...e Ad ,   onların kardeşi (bir) Hud. Dedi ey kavmim kulolun Allah'a

وَإِلَىٰ عَادٍ أَخَاهُمْ هُودًا ۚ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُمْ مِنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُ ۖ إِنْ أَنْتُمْ إِلَّا مُفْتَرُونَ

mâ lekum     min ilâhin  gayru-hu   ,  in entum, illâ mufterûne 
yoktur size  ilâhlardan hariç/dışında o, siz / ...sınız , ancak uyduranlar

Hud 59

ve tilke âdun  cehadû bi âyâti rabbi-him     ,  ve asav rusule-hu       
ve işte bu Ad  inkârettiler/cihad âyetleri Rabblerinin, ve asioldular onun elçilerine

وَتِلْكَ عَادٌ ۖ جَحَدُوا بِآيَاتِ رَبِّهِمْ وَعَصَوْا رُسُلَهُ وَاتَّبَعُوا أَمْرَ كُلِّ جَبَّارٍ عَنِيدٍ

ve ittebeû emre, kulli cebbârin anîdin       
tâbî oldular işe, tüm zorlayıcı,  inatçı/ bile bile haktan yüz çeviren/ muhalefet eden

Hud 61

ve ilâ semûde  ehâ-hum  sâlihan  .   Qale  yâ kavmi   ı'budû allâhe , 
ve Semud' a  kardeşi-onların birSalih. Dedi ey kavmim abd'ınız allaha,

mâ lekum  min ilahin,  gayru-hu.   hüve  enşee-kum    min el ardı.
yok size ilah dan, olmayandır-ona. o  sizi yarattı nitelediklerinizden(bildiklerinizden).

وَإِلَىٰ ثَمُودَ أَخَاهُمْ صَالِحًا ۚ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُمْ مِنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُ ۖ هُوَ أَنْشَأَكُمْ مِنَ الْأَرْضِ وَاسْتَعْمَرَكُمْ فِيهَا فَاسْتَغْفِرُوهُ ثُمَّ تُوبُوا إِلَيْهِ ۚ إِنَّ رَبِّي قَرِيبٌ مُجِيبٌ


ve ista'mere-kum                                ,   fî-hâ
ve size imar ettirdi/mamur hale getirtti, onunla/onda/orada


fe istâgfirû-hu                  , summe  tûbû       ileyhi.  inne    rabbî     karîbun mucîbun  
artık ondan mağfiret isteyin,sonra tövbe edin ona.çünkü Rab    yakındır  icabet edendir

Hud 96

ve lekad    erselnâ  mûsâ bi âyâti-nâ  ve sultânin, mubînin
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مُوسَىٰ بِآيَاتِنَا وَسُلْطَانٍ مُبِينٍ
ve olandı gönderdik musayı  âyetlerimiz ve sultanla, açıklanan


Hud 97

ilâ fir'avne ve melâi-hi    fe ittebeû       emre fir'avne  , ve mâ     emru fir'avne bi reşîdin
إِلَىٰ فِرْعَوْنَ وَمَلَئِهِ فَاتَّبَعُوا أَمْرَ فِرْعَوْنَ ۖ وَمَا أَمْرُ فِرْعَوْنَ بِرَشِيدٍ
firavun a ve onun ileri gelenlerine , öylece tâbî oldular firavunun işine,ve değildi firavunun işi götürücü

Hud 101

ve mâ zalemnâ-hum     ve lâkin, zalemû    enfuse-hum.  fe    mâ agnet
ve biz onları karatmadık fakat, karattılar kendilerini onlar. öylece fayda/gani vermedi

an-hum  ,   âlihetu-hum.   elletî yed'ûne min dûni allâhi     min şey'in.
onlardan/onlara, ilâhları onların. ki'o dua ettikleri Allahın berisinden bir şeyden.

وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلَٰكِنْ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ ۖ فَمَا أَغْنَتْ عَنْهُمْ آلِهَتُهُمُ الَّتِي يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ مِنْ شَيْءٍ لَمَّا جَاءَ أَمْرُ رَبِّكَ ۖ وَمَا زَادُوهُمْ غَيْرَ تَتْبِيبٍ

lemmâ câe emru  rabbi-ke , ve mâ  zâdû-hum   gayre    tetbîbin.   
emir geldiği zaman rabbinin, olmadı artıran onlara olmayan kayıplarını.

Hud 103

inne       fî zâlike le âyeten      , li men hâfe   ,   azâbe el âhıreti
çünkü bunlarda elbette bir Kanıt, çekinen kimse'ye,çetini o ahiretin

إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَآيَةً لِمَنْ خَافَ عَذَابَ الْآخِرَةِ ۚ ذَٰلِكَ يَوْمٌ مَجْمُوعٌ لَهُ النَّاسُ وَذَٰلِكَ يَوْمٌ مَشْهُودٌ

zâlike yevmun mecmûun lehu  el nâsu    , ve zâlike  yevmun meşhûdun.
işte bu toplanma günü ona  o  insanlar , ve iştebu günü tanıklık edenin.


Hud 104               وَمَا نُؤَخِّرُهُ إِلَّا لِأَجَلٍ مَعْدُودٍ

ve mâ nuahhıru-hû     illa                         li ecelin     ,ma'dûdin  
ve biz ertelemeyiz-onu ancak/...den başka bir ecele/zamana ,sayılı (adetli), belirli

(metin çevirileri: kuranmeali.org adresinden alınmıştır)
Yukarı Dön
dogan
Simge
Gönderilenler : 804
Üyelik : 16 Mayıs 2008
Konum : ankara
Aktif Durum : Aktif Değil
  Alıntı dogan Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 31 Mart 2009 Saat 19:27
sevgili iskit
imzan daki
meal neysede çünki hiç olmazsa bari diger tüm mealleri bir araya toplamis güya bunlarin arasinda kendini mesrulastircak
ama
tefsir ile şarlatan birinin propagandasina alet oluyorsun

yada

bilerek ediyorsun diycem
ama
senden ummam


Yukarı Dön
iskit_iskicap
Simge
Gönderilenler : 321
Üyelik : 22 Mayıs 2008
Aktif Durum : Aktif Değil
  Alıntı iskit_iskicap Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 31 Mart 2009 Saat 19:37
Âli İmran 45

iz qâlet     melâiketu yâ meryemu       ,inne allâhe  yubeşşiru-ki    bi kelimetin   min-hu
demiş(ler)di işlemci/molekül: ey Meryem, Allah müjdeliyor-seni  bir kelime ile ondan/onunla
إِذْ قَالَتِ الْمَلَائِكَةُ يَا مَرْيَمُ إِنَّ اللَّهَ يُبَشِّرُكِ بِكَلِمَةٍ مِنْهُ اسْمُهُ الْمَسِيحُ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ وَجِيهًا فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَمِنَ الْمُقَرَّبِينَ
   
ismu-hu      el mesîhu, îse-bnu meryeme    ,vecîhan    fî ed dunyâ ve el âhıreti ,ve min el mukarrebîne.
onun ismi/niteliği bir Mesihdir, Meryemoğlu İsa, itibarlı dünyada ve ahirette, ve  yakın olanlardan.

- --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --

Tahrim 8

yâ eyyuhâ ellezîne âmenû,       tûbû  ilâ allâhi  , tevbeten nasûhan    asâ
ey herhangiler ki o güvenen,tövbe edin Allah'a, nasuh tövbesi olurki/umulur

Rabbu-kum en yukeffire     an-kum seyyiâti-kum            ,ve yudhile-kum    ,cennâtin 
Rabbiniz örtmesi (mastar)  sizden kötülükler/günahlarınızı,ve sizi dahil eder/koyar,cennetlere 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا تُوبُوا إِلَى اللَّهِ تَوْبَةً نَصُوحًا عَسَىٰ رَبُّكُمْ أَنْ يُكَفِّرَ عَنْكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَيُدْخِلَكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ يَوْمَ لَا يُخْزِي اللَّهُ النَّبِيَّ وَالَّذِينَ آمَنُوا مَعَهُ ۖ نُورُهُمْ يَسْعَىٰ بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَبِأَيْمَانِهِمْ يَوقُلُونَ رَبَّنَا أَتْمِمْ لَنَا نُورَنَا وَاغْفِرْ لَنَا ۖ إِنَّكَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

tecrî    min tahti-hâ el enhâru yevme.   Lâ yuhzî      allâhu     nebiyye             ,ve ellezîne âmenû mea-hu
akar onun altından  o nehirler  dönemi. rüsva/rezil etmez allah HaberGetirenini, ve ki'o güvenen onunla beraber.

nûru-hum         yes'â  beyne eydî-him                                , ve bi eymâni-him    ,    
onların nurları koşar onların ellerindse/ önlerinde/ayarlamalarında,ve onların sağlarında, 
 
yekûlûne rabbe-nâ,etmim    lena nûre-nâ ve igfir-lenâ  , inne-ke   alâ kulli şey'in, kadîrun
derler Rabbimiz,tamamla bize nurumuzu ve bizi mağfiret et,çünkü sen  herşeye,gücü yeten

- --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --

Tahrim 9

yâ eyyuhâ en nebiyyu câhid(i) el kuffâre  ,ve el munâfikîne    ve igluz  aleyhim
ey herhangi o HaberGetirici buğuş o örtenlere, ve münafıklara ve sert davran onlara

يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ جَاهِدِ الْكُفَّارَ وَالْمُنَافِقِينَ وَاغْلُظْ عَلَيْهِمْ ۚ وَمَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ ۖ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ

ve me'vâ-hum   ,cehennemu.               ve bi'se     el masîru
ve onların barınacağı/sığınacağı yer,cehennem.ve ne kötü varış yeri/ulaşılacak yer

- --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --

 Tahrim  10

darabe allâhu  meselen                , li ellezîne keferû      imreete nûhin   , ve imreete lûtin.
vurdu/vurguladı allah misal/örnek,ki'o örtenler için amirini/karısını  Nuh'un ,ve amiri  Lut'un.


kânetâ     tahte abdeyni, min ibâdi-nâ sâlihayni    ,fe    hânetâ humâ
ikisi idi altında  iki kulun,  kullarımızdan iki salihli,böyleyken,hainlik etti/ihanet etti onlar

ضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا لِلَّذِينَ كَفَرُوا امْرَأَتَ نُوحٍ وَامْرَأَتَ لُوطٍ ۖ كَانَتَا تَحْتَ عَبْدَيْنِ مِنْ عِبَادِنَا صَالِحَيْنِ فَخَانَتَاهُمَا فَلَمْ يُغْنِيَا عَنْهُمَا مِنَ اللَّهِ شَيْئًا وَقِيلَ ادْخُلَا النَّارَ مَعَ الدَّاخِلِينَ

fe lem yugnîyâ                  ,an-humâ,     min allâhi şey'en
buyüzden ikisine fayda olmadı,onlardan,  allah'tan bir şey

ve qîle     edhulâ       el nâre,  mea     el dâhilîne
ve denildi ikiniz girin  o ateşe, beraber o dahil olanlar/girenler

- --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --

Tahrim  11

ve darabe allâhu     meselen,     li ellezîne âmenû  emreete fir'avne
ve vurdu, vurguladı misal/örnek, ki'o güvenenler için  amirini firavun/çıkıntının

وَضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا لِلَّذِينَ آمَنُوا امْرَأَتَ فِرْعَوْنَ إِذْ قَالَتْ رَبِّ ابْنِ لِي عِنْدَكَ بَيْتًا فِي الْجَنَّةِ وَنَجِّنِي مِنْ فِرْعَوْنَ وَعَمَلِهِ وَنَجِّنِي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ

iz qâlet     rabbi  ibni            ,lî            ,  inde-ke        ,beyten  fî el cenneti
demişti Rabbim bina et/inşaEt,bana/ benim için,senin yanında, bir beyt  cennette

ve necci-nî   min fir'avne     ve ameli-hî , ve necci-nî     min el kavmi el zâlimîne
ve kurtar-beni  firavundan ve  yaptıklarından, ve kurtar-beni  kavminden o karartanlar.

- --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --  --

Tahrim  12

ve meryeme, ibnete imrâne elletî ahsanet, ferce-hâ
ve Meryem, kızı ümran ki o en güzel idi, onun iffeti

fe    nefahnâ fî-hi             , min rûhi-nâ, ve saddakat  bi kelimâti rabbi-hâ
böyleyken  üfledik nun içine/ona,ruhumuzdan, ve tasdik etti sözlerini Rabbinin
وَمَرْيَمَ ابْنَتَ عِمْرَانَ الَّتِي أَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا فِيهِ مِنْ رُوحِنَا وَصَدَّقَتْ بِكَلِمَاتِ رَبِّهَا وَكُتُبِهِ وَكَانَتْ مِنَ الْقَانِتِينَ

ve kutubi-hi     ve kânet     min el kânitîne
ve onun kitaplarını ve idi/oldu kanitinlerden/içtenlilerden

(Doğan abi: imza ayarlarımda sadece resim var. çevirileri tam beğenmiyorum ama vurguladığım yerlerin önemi var bana göre) Esenlikler.
Yukarı Dön
dogan
Simge
Gönderilenler : 804
Üyelik : 16 Mayıs 2008
Konum : ankara
Aktif Durum : Aktif Değil
  Alıntı dogan Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 01 Nisan 2009 Saat 14:19

dogan simdi ne dedi..?
niye dedi..??

iste

bu yüzden alternatiforum a bayiliyorum (azcik reklam yapam :))
ve
bu yüzden sevmiyorum yazilarin silinip degistirilmesini
:)

sevgiler

Yukarı Dön
iskit_iskicap
Simge
Gönderilenler : 321
Üyelik : 22 Mayıs 2008
Aktif Durum : Aktif Değil
  Alıntı iskit_iskicap Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 01 Nisan 2009 Saat 17:31
güneş yörünge (FLK)'de yüzerken iyi güzel, ama iş Nuh'un yörüngesine (FLK) gelince, o yörüngeyi (el fulke), gemi yapıveriyorlar bir anda !   

Enbiya 33  Fi felekin  yesbehûne - - yörünge de yüzüyorlar.
Yasin  40   Fi felekin  yesbehûne - - yörünge de yüzüyorlar. 

Hud 37  Ve esnaği  el Fulke  - -  ve inşa et o Yörüngeyi
Hud 38  Ve yasneu el Fulke  - -  ve yapıyor o Yörüngeyi

arattırdım openburhanda, başka yörünge (FLK) kök harfi bulamadım. yani topu topu 4 tane FLK sözcüğünün ikisi yörünge olmuşken, çevirmenler tarafından, diğer ikisi, gemi olmuş yine aynı çevirmenler tarafından. mitoloji ile iç içe olmayı, vahiyle iç içe olmaktan daha cana yakın bulmuşlar.
Yukarı Dön
Site Sorumlusu
Simge
Gönderilenler : 197
Üyelik : 28 Nisan 2008
Aktif Durum : Aktif Değil
  Alıntı Site Sorumlusu Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 05 Ekim 2009 Saat 06:03
Sayın İskit İskiçap;
bu forum altında çevirileriniz bırakılmış konuya gönderdiğiniz diğer iletiler Açık Forum'a aynı başlıkla "Taşınan İleti" (Tİ) olarak eklenmiştir.

Bilgilerinize...
Yukarı Dön
iskit_iskicap
Simge
Gönderilenler : 321
Üyelik : 22 Mayıs 2008
Aktif Durum : Aktif Değil
  Alıntı iskit_iskicap Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 15 Ekim 2009 Saat 19:48
Sağol...

***

Büyük Patlama’nın ardından evren soğuyup genişlemeye başladı. Patlamadan 10-6 sn sonra evren, kuark, gluon, elektron ve nötrinolardan oluşan bir çorba durumundaydı. Sıcaklık 1 trilyon dereceye indiğinde bu karışım proton, nötron ve elektronlara ayrıştı. Genişleme ve soğuma sürdükçe bazı proton ve nötronlar, döteryum, helyum ve lityum çekirdekleri oluşturdular. Daha sonra elektronlar, protonlarla ve küçük kütleli çekirdeklerle birleşerek yüksüz atomları oluşturdular. Kütleçekim nedeniyle atomlardan oluşan bulutlar çökerek yıldızları meydana getirdiler. Yıldızlarda önce hidrojen, sonra da helyum atomları birleşip, daha ağır kimyasal elementler oluşturdular. Patlayan yıldızlar ağır elementleri uzaya saçtılar. Dünyamız, bu süpernova patlamaları nın artıklarından oluştu.

(Fisyon bölünme demek, füzyon kaynaşma demek oluyor.)

Fisyon (Bölünme); Nükleer enerji denince akla ilk gelen, ağır atom çekirdeklerinin parçalanmasıyla açığa çıkan çok güçlü enerjiler. Bunları günlük yaşamımızda kullandığımız elektrik enerjisine çevirmenin aracı ise nükleer enerji santralları. Günümüzde Dünya üzerinde 400’ün üzerinde nükleer santral, hidroelektrik ve termik santrallar ile birlikte insanlığın artan enerji gereksinmelerini karşılamaya çalışıyor.

Bir atomun merkezinde proton ve nötron gibi nükleonlardan oluşan bir çekirdek yer alır. Her nükleon aralarındaki  "şiddetli" etkileşimin birarada tuttuğu üç kuarktan oluğur. Şiddetli etkileşimin aracı gluon denen kuvvet taşıyıcı parçacıklardır. Bir atom çekirdeğini bir arada tutansa, komşu nükleonlar içindeki kuark ve gluonların şiddetli etkileşimidir. Bir atomda elektronlar, çekirdek yarıçapının on bin katı uzakl›kta dönen bir bulut olufltururlar. Atom çekirdeğiyle elektronları atom yapısı içinde birarada tutan kuvvet elektromanyetik etkileşimdir. Gerçek ölçeğine vurulacak olsaydı, üstteki çekirdeğin çevresinde dönen elektron bulutunun çapı küçük bir kenti kaplardı.
Yukarı Dön
iskit_iskicap
Simge
Gönderilenler : 321
Üyelik : 22 Mayıs 2008
Aktif Durum : Aktif Değil
  Alıntı iskit_iskicap Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 15 Ekim 2009 Saat 20:04
Nükleer tepkimeler, parçalanma ürünlerinin toplam kütlesi, ilk çekirdeğin kütlesinden küçük olduğunda açığa enerji çıkartırlar. E = mc2 denklemi uyarınca "kayıp kütle", ürünlerin kinetik enerjisi biçiminde ortaya çıkar. Fisyon sürecinde ağır bir çekirdek ikiye bölünür ve parçalar da genellikle bir ya da daha çok nötron yayımlarlar. Füzyondaysa, küçük kütleli çekirdekler birleşlip büyük bir çekirdek oluştururlar. Süreçte ayrıca bir ya da daha çok parçacık çekirdek dışına atılır. Bunlar nötron. proton, foton ya da alfa parçacığı (helyum çekirdeği) olabilir.

Güneş ve öteki yıldızların yaşamlarının ilk evrelerinde, hidrojen atomları birleşerek helyum oluştururlar. Süreçte foton (ışık) ve nötrino biçiminde enerji açığa çıkar. Daha geç evrelerdeyse, füzyon yoluyla uranyum ve daha ağır elementlere kadar uzanan çekirdekler sentezlenir. Radyoaktif bozunum, çeşitli parçacıklar yayımlayarak bir çekirdeği değiştirir. Alfa bozunumunda çekirdek bir helyum çekirdeği (alfa parçacığı) yayımlar. Beta bozunması iki türlü olur: Çekirdek bir elektron ve bir antinötrino ( ya da bir pozitron ve bir nötrino) yayımlayabilir. ikinci türdeyse, elektron yakalayarak bir nötrino yayımlar. Pozitron, elektronun ters elektrik yüklü "karşı-parçacığı"dır. Karşı-madde, bu karşı-parçacıklardan oluşur. Gerek alfa, gerekse de beta bozunumu, çekirdeği başka bir kimyasal elementin çekirdeğine dönüştürür. Gama bozunumundaysa çekirdek, bir foton (gama ışını) yayımlayarak iç enerjisini azaltır. Bu bozunum atomun kimyasal özelliklerini değifltirmez.

Reaktör kalbinin aşırı ısınması durumunda, genellikle boron ve kobalt içeren "kontrol çubukları" devreye sokulur. Bunlar ortamdaki serbest nötronları soğurarak tepkimeyi durdurur. Santral devreden çıkar. Zenginleştirilmiş uranyum içeren yakıt çubukları reaktör kalbine sokulunca, yayıımlanan nötronlar, başka çekirdeklere çarparak onları da parçalar. Serbest kalan enerji ısıya dönüşür. Bir reaktör kalbinde yakıt çubukları, ilk soğutma suyu çevrimine sokularak aşırı ısınma önlenir. Su ayrıca nötronları yavaşlatarak tepkime verimini yükseltir.
Yukarı Dön
iskit_iskicap
Simge
Gönderilenler : 321
Üyelik : 22 Mayıs 2008
Aktif Durum : Aktif Değil
  Alıntı iskit_iskicap Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 15 Ekim 2009 Saat 20:18
İkinci su çeviriminde oluşan buhar, dev türbinler aracılığıyla elektrik enerjisine dönüfltürülür. İkinci su çevrimi, ilk çevrimden ald›¤› ›s›y› buhar jenarötörüne iletir. Bir kaynar su reaktörü. Bu tür reaktörlerde soğutma suyu do¤rudan buhar jenarötörünü çalıştırıyor.

Milyonlarca yıllık evrimin sonunda bugün Dünya’daki insanların sayısı 6 milyara ulaştı. Önümüzdeki 50 yıl içinde bu sayı % 50 artarak 9 milyarı aşacağı öngörülüyor. Bu, ısıtılacak ve aydınlatılacak daha çok ev, gıda ve öteki temel gereksinmeleri üretecek daha çok fabrika, bu insanları taşıyacak daha çok otomobil, gemi, uçak, kısacası daha çok enerji demek. Ancak nüfus arttıkça, varolan enerji kaynaklarımıız da ya tükeniyor, ya da aşırı kullan›m yüzünden yeryüzünü ve atmosferi kirletiyor, do¤ayı yaşanmaz hale getiriyor. Bu nedenle araştırrmacılar temiz ve neredeyse tükenmez bir enerji kaynağı elde etmeye çalışıyorlar. Bunun yolu, yıldızların merkezlerinde gerçekleşen bir süreci yeryüzüne indirmek ve evrendeki en hafif ve en bol bulunan hidrojen atomlarını birleştirmek. Ancak bunun için yıldız içlerinde oldu¤undan çok daha yüksek sıcaklıklar gerekiyor. Bilim adamları, yaratıcı yöntemler kullanarak bu hedefe do¤ru hayli yol almş bulunuyorlar.

Yapay Füzyon (Yapay Kaynaşma)

Yeryüzünde gerçekleşltirilebilmesi için, atomların çok yüksek sıcaklıklara (normal olorak 10 milyon K’nin üzerinde) kadar ısıtılmasını gerektiren bir süreç. Böylesine yüksek sıcaklıklarda atomlar iyonize olurlar (elektronlarını yitirirler) ve plazma haline gelirler. Net enerji kazancı için plazmanın, çok sayıda füzyon tepkimesine olanak verecek bir süreyle birarada tutulması (hapsedilmesi) gerekir. Gerçekleştirilebilmeleri halinde füzyon enerji santralları, döteryum gibi yakıtlar›n bolluğu nedeniyle neredeyse sınırsız bir enerji kaynağı yaratacaklar. Bu amaç do¤rultusunda bir hayli yol alınmış bulunuyor.
Yukarı Dön
iskit_iskicap
Simge
Gönderilenler : 321
Üyelik : 22 Mayıs 2008
Aktif Durum : Aktif Değil
  Alıntı iskit_iskicap Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 15 Ekim 2009 Saat 20:34
Doğal Füzyon

Güneş'e ve öteki yıldızlara güç veren enerjinin adı. Füzyon tepkimelerinde küçük kütleli çekirdekler birleşerek daha büyük çekirdekler oluşturuyorlar. Bu süreçte, Einstein'ın E=mc2 formülü uyar›nca kütle (m), enerjiye (E) dönüşüyor. Güneş'in merkezinde p-p zinciri denen ve hidrojen çekirde¤i olan tek protonlarla başlayan bir dizi füzyon tepkimesi, helyum atomlarının çekirdekleri olan alfa parçacıklarının oluşumuyla sonuçlanıyor. Güneşe enerjisinin çok büyük bir bölümünü sağlayan p-p zinciri, bu işlevini daha milyarlarca y›l sürdürecek.

İngiltere’deki Culham Laboratuvarı'nda bulunan JET (Ortak Avrupa Torusu), Tokamak türü deney reaktörlerinin günümüzde varolan en büyüğü. Yüksek maliyeti nedeniyle yapımı tehlikeye giren, ITER Tokamak türü füzyon deney reaktörü. Avrupa ülkeleri ve Japonya, boyutlarını ve fiyatını küçülterek projeyi kurtarmaya çalışıyorlar. ITER reaktöründe vakum odasında plazmayı oda çeperlerinden uzak tutarak soğumasını engelleyen mıknatıs düzeneği.

Tipik Plazmaların Özellikleri.

Plazmalar, serbestçe hareket eden elektrik yüklü parçacıklardan, yani elektron ve iyonlardan oluşur. Elektronların yüksüz atomlardan koptukları yüksek sıcaklıklarda oluşan plazmalar, do¤ada birçok biçimde görülür. Örne¤in, yıldızlar büyük ölçüde plazmadan oluşur. Plazmalar, özellikleri kendilerini katı cisimlerden, sıvılardan ve gazlardan farklı kıldığı için "maddenin 4. hali" sayılıyorlar. Plazmalar çok farklı yo¤unluk ve sıcaklıkta bulunurlar.

Fisyon.pdf
Yukarı Dön
Yanıt Yaz Sayfa  12>

Forum Atla Forum İzinleri Açılır Kutu Gör

Forum Ana sayfa | Kayıt Ol | Hepsini okundu say | Cookieleri sil
Diğer siteler | Hakkımızda

Önerilen tarayıcı Yeni İslam Forum'un en iyi görüntülenmesi için Mozilla Firefox tarayıcısı kullanmanız önerilir.

Copy-left - Hiç bir hakkı saklı değildir. - 2008 Yeniislam.com

RSS Feed